12 Haziran 2011 Pazar

...

bazen diyorum ki;

ne olacak söyle gitsin.

sonra diyorum ki;

"söyleyince ne olacak,sus bitsin."

einstein ve şöförü




Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile
gidermiş. Yine bir... konferansa
gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü
Einstein'a;

"Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken
ben de arka sıralarda
oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz her
şeyi kelimesi
kelimesine biliyorum" demiş. Einstein gülümseyerek ona bir teklifte
bulunmuş:
"Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç
tanımıyorlar... O halde
bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim
yerime sen konuş,ben de
arka sırada seni dinlerim." Şoför, gerçekten
çok şahane ve başarılı bir
konuşma yapmış ve sorulan bütün soruları doğru
cevaplamış. Tam yerine
oturacağı sırada bir kişi,
o güne kadar konferansta sorulmamış ağır bir
fizik sorusu sormuş.
Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp:

"Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok
garip" demiş.
Sonra da salonun arkasında oturan Einstein'ı
işaret ederek şöyle devam
etmiş:
"Şimdi size arka sırada oturan şoförümü
çağıracağım ve sorduğunuz soruyu,
göreceksiniz, o bile cevaplayacak."

Netice:
1-AKILLI İNSANLAR, AKILLI İNSANLARLA
ÇALIŞIR
ve
2-İNSANIN ZEKİLİĞİNİN YANINDA UYANIKLIĞIDA İNSANA ÇOK ŞEYLER KAZANDIRIR......

7 Haziran 2011 Salı

şıkır şıkır :))





Nerdeyiz Şimdi Bak Ne kadar uzak
Tahmin bile etme bırak
Sadece çevirme gözlerini

Bir tebessüm bile yetecek inan
Kalplerimiz sürükleniyor

Farkında değilsen hiç olma

Ne Aşklar gördü bu sahil
Ne fırtınalara şahit
Vazgeçmişken çıktın karanlıktan

Çarptı Gözleri aman ışıl ışıl
Tam Yerinde yıldızlar şıkır şıkır
Bütün alevler aşkımın şerefine
Sönüp giden senden bilsin

İçimde bir tebessüm ah kıpır kıpır
İşliyor ya kalbime tıkır tıkır
bütün alevler aşkımın şerefine
Sönüp giden senden bilsin


=)) =)) =))

6 Haziran 2011 Pazartesi

yorgunluk

psikolojik midir,fiziksel midir sorularının gölgesinde cevap ararken bir labirentin için hapsolmak gibidir bazen bazı soruların cevabını aramak..bu sorununkide aynen öyle..

küçük bir temizlik oldu mu sana birden büyük bir temizlik.zaten hep öyle değil midir küçük küçücüktür yapılcak işler birden büyür..küçüktür kafaya takılan sorular içinden çıkamazsınız büyür/büyütülür..küçücüktür gönül kırgınlıkları çözüme ulaşamayınca tedavisi olamayacak yaralar açar,büyür..minnacıktır gözyaşları içe ata ata fırtına koparır durgun denizlerde,büyür..küçük bir alışveriş birden cep yakan cinse bürünür.."az bir uğrıcam" sözü laflarla donatılınca uzun saatlerini alır..dağ gibi olur..içinden çıkılmaz bir hal alır..küçük sinek mide bulandırır..

küçük ya da büyük nereye giderse gitsin ucu neden en basit mesele bile düşünmeye kalkınca ordan oraya zıplar durur bir sincap gibi beynimde de yazılar çıkar ortaya onu da bilmem =) belki de kelimelerin o sihrinin benim üzerimde ayrı bir etkisi vardır kimbilir..

en keyifli anlarınızda dip köşe incik cıncık yaptığınız temizlik,yorgunluk belirtisi bırakmazda gönül yorgun mu yorgunken nasıl da elinizi bile kaldırmak istemezsinizde çoğunda mecburiyetler zincirini aksatmamak adına kalkıp başladığınızda sonunda o mis gibi evinizde huzur da bulabilirsiniz...

mevsimsel yorgunluk diye ortaya çıkardıkları mesele sadece birşeylerin üstünü örtmekten ibaret..siz ister buna depresyon belirtisi değin ister can sıkıntısı ister keyifsizlik ister mutsuzluk...en nihayetinde sonuç hep aynı yorgunluk..bazen yatarsınız kalkarsınız dinçsinizdir bazen de off aman allahım anlatması bile güç..

biyolojiyi çöpe atacak değiliz elbet,fiziksel yorgunluğuda..zaten mesele fiziksel ya da biyolojik değil mesele sadece gönülde..ordaki yorgunlukta ordaki açmazda...birilerinin size dayattığı hayatı mı yaşıyorsunuz yoksa yaşamak istediğiniz hayatı mı sorusunun ikileminde..aslında asıl doğru soru size dayatılan hayatın içinde ne kadar mutlulukla,huzurla,sağlıkla yaşadığınızda..

biraz yüzleşmek mi lazım yoksa gerçeklerle..olanı olduğu gibi söylemek..deli gibi kahkaha atmak..avazın çıktığı kadar bağırmak..böğüre böğüre ağlamak..miden patlayana kadar yemek..yataktan kalkmamacasına öylece keyif yapmak..çığlık ata ata şarkı söylemek o bed sesinle bile..yargılanmadığın yargılamadığın bir hayat yaşamak sorgusuz sualsiz...gönülden geçenlerin hayatla da birleştiğindeki o eşsiz tadı yaşamak..,

ama..

gerek varmı şarta şurta..evini mi temizledin bitirdikten sonra o mis gibi temiz kokusunu çek içine ve gülümse..misafir ağırladın yorgun musun yaptığın o güzel tadları düşün,yaptığın sohbetleri,ne kadar farklı hayatları kucakladığını düşün bikaç saatte ve gece yatağa girdiğinde gülümse..borçların hepsi ödendi ama cepte para mı yok,hesap yapabilcek kadar bir akla sahip olduğunu düşün gülümse..dışarda nefes alabilecek kadar sağlıklı olduğunu düşün,gülümse..üzüldün mü kırıldın mı ağladın mı olsun hala daha bu devirde bile insani duygulara sahip olduğunu düşün ve en sonunda yine gülümse..en sevdiğin blüzün leke mi oldu,dert etme onu o hale getirdiğin için kendine gülümse..




"Gülümse hadi gülümse bulutlar gitsin
Yoksa ben nasıl yenilenirim hadi gülümse
Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
İklim değişir akdeniz olur gülümse...
Tut ki karnım acıktı anneme kustum
Tüm şehir bana kustu...
Bir kedim bile yok anlıyor musun
Hadi gülümse...
Sazlarım vardı ırmaklarım vardı
Çakıl taşlarım vardı benim
Ama sen başkasın anlıyor musun
Başkasın..."

hadi gülümse :))

4 Haziran 2011 Cumartesi

ağzınız tadlansın diye =)


nesilden nesile geçen bir kültürdür,mutfak...her evde en az üç öğün pişen yemekleri,demlenen çayları,yapılan kahveleri,çocuklarınız için yaptığınız bolca vitaminli yemekleri,pastaları,börekleri,çörekleri hele birde misafiriniz gelecekse çeşit çeşit döktürdüklerinizi düşününce bir kadının mutfağı onun mabedidir.

işte aslında tamda bu yüzden üreticilerimiz kadını hedef alarak pekte geniş,envayi çeşit araç gereçle donattıkları cici mi cici mutfakları,renkli cıvıl cıvıl tencereleri tavaları,kullanmaya kıyamadığınız kırılırsa diye korktuğumuz tabakları bardakları,eşsiz sohbetlerin ve leziz yemeklerin sunulduğu tarz masaları ürettiler,hayallerimizi taçlandırdılar..

yemek yapmakta işte bu yüzden bir sanattır ve herkesin harcı değildir.layığıyla yapanların önünde saygıyla eğilirim..demem o ki benimde mutfak maceram çok çok öncelere dayanmaz..birgün bir bakarsınız önünüzde önlük tezgahın bir ucundan bir ucuna eliniz gidip gelirken bulursunuz kendinizi..farketmeden öğrendiniz yemekler annelerinizin tarif defterlerinden fırlayan tariflerle tadlanır ve o zaman asıl maceranız başlar..eşin dostun davetlerinde şöyle bir süzersiniz yemekleri,"şekerim çok güzel olmuş yaz bunun tarifini bana " dersiniz ve başka tariflerin kapılarını aralarsınız ve uzandığınız yere kadar uzanırken birden aklınızdan kendinize ait nice tadı yaratırsınız..yaptıkça geliştirir beğenildikçe daha da yapmak istersiniz...

bu bir serüvendir ve ben bu serüvenin bu noktasında en çok evimin kek kokularına bulanmasını severim..yanında taze sıkılmış portakal suyu ve cevizli üzümlü kekin şık bir tabakta sunulmasından daha büyük haz veren varmıdır,tabiki yoktur.hayatta böyle değilmidir zaten bir tarafta tatlı mı tatlıyken bir taraftan da mahoş bir tadla şekillenmez mi..ama en güzeli o ekşimsi tadı o kekin tadıyla bastırmaktır ki evren bu noktada size boyun eğer..çünkü siz o iki tadın aromasindan yeni bir tad oluşturursunuz ve onun olağan akışına karşı durarak özbenliğinizi oluşturursunuz..

hayatın her evresini tercihlerimiz belirlerken benim bugünki tercihim tatlıdan yana oldu ki ağzımız tadlansın..

REVANİ

önce şerbetini yapıyoruz ki kekimiz pişinceye kadar şerbetimizin soğuması gerekiyor.bunun içinde 3 su bardağı şeker ve 3 su bardağı suyu kaynatıyoruz.tabi bi kaç damlada limon sıkıyoruz.ardından da kekimizi yapmaya başlıyoruz.

4 yumurta

yarım çay bardağı sıvıyağ

1,5 çay bardağı irmik

2 çay bardağı şeker

2 çay bardağı yoğurt

5 çay bardağı un

2 paket kabartma tozu

1 paket vanilya

1 bardak ceviz içi

bu malzemelerin hepsini karıştırdıktan sonra fırında pişiriyoruz...scak olan kekin üzerine soğuyan şerbetimizi döküp yemek için can atıyoruz =)) hepimizin ağzı tadlansın hayatı da tadlansın diye afiyetle yiyiyoruz..

kahve ve çikolata =)

bazı insanlar vardır anlam veremezsiniz ama bir şekilde çekerler sizi..onlarla saatlerce sohbet etmek istersiniz..içinizden geleni hiç tereddütsüz söylemek istersiniz ve söylersinizde..hiç uyumadan sabaha kadar sohbet etmek..güzel bir kahvaltı masasında o sohbeti sıcak çayla daha da hararetlendirmek istersiniz..eğer o kişi yolculuğa çıkacaksa onun için bavul hazırlar,ona tarz yaratırsınız..nedendir bilmem onunla olmak iyi gelir..çok önceden tanıyormuşsunuz gibi gelir bazen,bazen de geçirmediğiniz onca zamanı telafi etmek için çaba sarfedersiniz..

yıllardır tanıyormuşsunuz gibi,ailenizdenmiş gibi,kardeşinizmiş gibi,çok sevdiğiniz bir arkadaş gibi,sırdaş gibi,dost gibi gelir..

gelir gelmesine de bazen frene basar bi düşünürsünüz "ya ne oluyor " diye..savunma mekanizmalarınızı devreye sokarsanızki daha adamakıllı düşünmeden gönlünüzden geçeni yaparsınız. başladığınız yola devam edersiniz..

bu yaz güzel geçeceğe benziyor kahve ve çikolatayla ..birazda dondurmayla..çokça dondurmayla=)

1 Haziran 2011 Çarşamba

kendinize yaparsınız..

silip silip yazdığım bu yazıya kaçıncı kez başlıyorum bilmiyorum.bu sefer devam ettirirmiyim onuda bilmiyorum.bazı zamanlarda sözün neresinden başlayacağınızı bilemezsiniz.o kadar o kadar çok şey anlatmak istersiniz ki hepsi bir olup üzerinize üşüşünce başlayamazsınız..

umut etmek insana en iyi gelen şeydir aslında ama bazende insana acınılası bir hal verir.elinizle kaçırdığınız fırsatlarınıza yanarsınız..yapamadıklarınıza yanarsınız..keşke'li cümleler kurar ve için için kaybettiklerinize ağlarsınız.neden soruları sorarken siz kendinize en çok nefreti kendinize kusarsınız..ne kadar kendinizi mahkum etmişsinizdir umutsuzluğa ki ufacık bir umut kırıntısı görünce kapıda ona ulaşamadığınıza kızarsınız.

zaman akıp giderken..birileri bir yerlerde mışıl mışıl uyurken..birileri başka hayatların vizesini almış ve yoluna aksayan bacağıyla ilerken..başka başka evlerde başka başka duygular kanıksanmışken herkes kendi hayatından bihaberken bile sizin hayatınızın bekçiliğini yapmaktan kendini alıkoyamazken siz onları sevindirdiğinize yanarsınız..belki umut ederken en çok umutsuzluğa düşecek olmak bu yüzden üzer sizi..başkaları yüzünden..

o kadar çok başkalaşmışlarla sürdürülen hayatlardan sonra tekil hayatlar yaşayamamak insanı perişan etsede bir yerde ipler koparda hayat sizin için herşeye herkese karşı aksın düşünceleriyle şekillenirken en çok kaçırdığınız hayatlarınıza yanarsınızda kavurucu kızgınlıklarla sardığınız kalbinize bu yüzden,işte en çok bu yüzden kızarsınız..

aslında siz kimseye değil en çok kendinize acırsınız..kendinize kızarsınız ve ne yaparsanız yapın en çok kendinize yaparsınız..